Fehmi Koru: “Bir daha asla” demişti Amerikan siyaseti, fakat McCarthy günleri yeniden hortlamak üzere

* Fehmi Koru

İsrail Netanyahu’nun bu döneminde giderek milletler camiası içerisinde yüzüne bakılmayacak, ilişki kurulmayacak bir ülke haline dönüşüyor; hatta Netanyahu’nun en yakın destekçisi ABD başkanı Joe Biden bile, dün, bir baktık, onun artık değişmesi zamanı geldiğini söyledi.

Tamam, Netanyahu’yu biraz olsun tanıdı da, İsrail’e verdiği katıksız destek yüzünden ülkesi ABD’nin ne hal aldığını da görmeye başladı mı acaba Biden?

Soğuk Savaş’ın en soğuk günlerinde, ülkesinin kapılarını sıkı sıkıya komünizme kapalı tutmayı amaçlıyordu ABD. Ülkenin ‘kızıl tehdit’ altında olduğu iddiası bunu tekrarlayanlara puan kazandırıyordu. Bir senatör bu alanda şampiyonluğu eline almıştı.

Bir gün, Kongre’de, kızılların her yere sızdığı iddiasını dile getirirken, cebinden çıkardığı bir kağıdı göstererek, elinde dışişleri bakanlığındaki komünist sempatizanlarının listesi bulunduğunu duyurdu. [Elinde tuttuğunun, söylediği gibi isim listesi değil, biraz önce temizlensin diye bıraktığı elbiseleri için kuru temizleyicinin kendisine verdiği kağıt olduğu neden sonra öğrenilecekti.]

O senatörün adı Joseph McCarthy’di. Yaklaşık 20 yıl süren bir döneme kışkırtıcı çıkışlarıyla damga vuran bu senatörün adı Amerikan tarihine yüz kızartıcı bir politikacı olarak geçti.

McCarthycilik o eğilimin adı…

Her taşın altında bir devlet düşmanı arama eğilimi…

Amerikan Kongresi’nde McCarthy’nin zorlamasıyla the House Committee on Un-American Activities (HUAC) (Amerika Karşıtı Eylemler Komitesi) kuruldu ve kritik mesleklerden isimler ifade vermeye ve ifadeleri sırasında meslek alanlarında ve çevrelerinde ‘komünist’ olarak bildikleri kişilerin adlarını açıklamaya davet edildiler.

Çağrılanların adını verdikleri kişiler yargılanıp cezaevlerine gönderildiler. 

Pek çok kişi McCarthy tarafından hedef gösterildiği için işini kaybetti.

Sonra gelen yıllarda kendini yeniden anayasasına uygun hale getiren Amerika’da, McCarthy’nin hakim olduğu dönem hayırla yad edilmez.

Dünyanın başka yerlerinde de özgürlüklere insanlar korkutularak müdahale edilmesi hep ‘McCarthycilik’ olarak anılır.

Ülkemizde ABD’nin o dönemine benzer olayların yaşatıldığı 28 Şubat günlerinde McCarthy’i yazı ve yorumlarımda çok anmıştım.

Netanyahu’nun yönlendirmeleriyle ABD yeniden öyle bir havaya bürünüyor.

ABD’nin kabul tarihi 1788 olan bir anayasası var ve bu anayasa her birey için en geniş özgürlüklerin hiçbir müdahaleye uğramaksızın rahatlıkla kullanılabilmesini garanti altına alıyor. 

Fikir özgürlüğü, basın özgürlüğü, gösteri özgürlüğü Amerikalı için doğuştan kazanılmış haklar…

Kongre’nin Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Elise Stefanik 75 yıl öncesinde McCarthy’nin üstlendiği rolü günümüzde taşımaya aday görünüyor.

Ülkesinin dünyaca ünlü üç üniversitesinin -Harvard, MIT ve UPENN’in- rektörlerini Kongre’de, McCarthy tavrıyla sorgulayan oydu. Karşısındaki hemcinsi rektörlere lafı uzatmadan, ‘doğru’ veya ‘yanlış’ sözcüklerinden biriyle cevaplamaları için aptalca bir soru yöneltti:

“Söyleyin bakalım, ama tek sözcükle söyleyin, okullarınızın kampüslerinde Yahudilere soykırım davetinde bulunulması, cezalandırılması gereken bir suç teşkil ediyor mu?”

Hadi bakalım, bu soruya Amerikan anayasası kampüslerde de geçerli olduğuna göre, rektör hanımlar ne cevap verebilir?

Bir kere üniversitelerdeki gösterilerde kimse “Yahudilere ölüm” diye bağırmadı, bağırmıyor.

“Evet” deseler, anayasanın herkese -bu arada öğrencilere de- tanıdığı özgürlükleri, döndüklerinde kendi okulları öğrencilerine tanımamaları gerekir.

Öyle değil de “Hayır” cevabı verdikleri takdirde, Elise Stefanik“Hah hah, yakaladım, sizler birer anti-Semitik’siniz” diyecek…

Rektörler bu ve benzeri tuzak sorulara “Duruma göre” cevabını vermekle yetindiler.

Tahmin edileceği üzere, bu üçüncü tür cevap da, yine rektörlerin aleyhine kullanıldı. Biri istifaya zorlandı.

Bizler 1950’li yıllarda Amerika’da yaşamadık, olan biteni kitaplardan ve biraz da sonradan çekilmiş, çoğu gerçeğe uygun filmler ve dizilerden öğrendik.

Mesela ‘Trumbo’ filminden…

Oscar ödüllü filmlerin senaryo yazarı Dalton Trumbo HUAC Komitesi üyeleri önünde ifade vermeye çağrılan 10 Hollywood senaristinden biriydi. Trumbo beklendiği gibi davranmadığı, isim vermeyi de reddettiği için, 11 ay cezaevinde yattı ve çıkınca da işsiz kaldı. Yazdığı senaryolar -biri Oscar ödülü de aldığı halde- başkasının ismiyle künyede yer aldı.

2015 yapımı Trumbo filmi bu olay üzerinden McCarthy döneminin iğrençliğini anlatıyor.

Bir de ‘Guilty by Suspicion’ (Şüphe ve Ceza) filmi var.

Bu iki filmi izleyip de, ABD’de cahiliyet dönemi sayılabilecek yıllarda işlenen vahim cürümlere nefret duymamak elde değil.

Joe Biden ABD’si hızla o günleri andıran bir görüntüye bürünmek üzere.

Trump yeniden seçilmeyi başarırsa, onun partisinden Elise Stefanik, Kongre’yi yeniden anayasanın çöpe atıldığı McCarthy günlerine döndürebilir.

Netanyahu Amerika’yı Trump’a hazırlıyor.

* Bu yazı fehmikoru.com adresinden aynen alınmıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x